HALK DİLİNDE PETROL NEDİR?
Petrol sözcüğü, Yunanca-Latince’de taş
anlamına gelen <<petra>> ile
yağ anlamına gelen <<oleum>> sözcüklerinden oluşmuştur. Her
dilde aynı anlamı
taşımaz. Petrol deyince, yalnız
belirli bir yakıtı [ Benzin, Gazyağı, Dizel(motorin),
Motor yağı, Fuel oil]
değil, Doğal halde bulunan
ve yeraltından çıkarılan
HAM PETROL’Ü kastediyoruz. Petrol bir
takım hidro karbonların
karışımından meydana gelmiş
olup, muayyen bir kimyevi
bileşimi yoktur. Hidrokarbon
dediğimiz ise, karbon ve
hidrojenin uygun bileşimleriyle meydana gelen Metan,
Etan, Propan, Bütan,
v.s dir. Ancak bunlarda
değişik kimyevi bileşimlerde olup değişik petrol
tiplerini meydana getirirler. (örneğin: parafin bazlı,
asfalt bazlı, petroller
gibi).
PETROLÜN FİZİKSEL
ÖZELLİKLERİ:
Petrol sıvı
halinde genellikle kahverengi , koyu yeşil veya
siyah renktedir. Yoğunluğu kimyasal
bileşimine ve viskozitesine göre değişir. En
hafif olarak bilinen
bir Rus petrolünün
özgül ağırlığı (Ö.A.) 0.650 gr/cm
3 ve
en ağır olarak
bilinen bir Meksika
petrolünün (Ö.A) ise 1.080 gr/cm
3 dir. Bugün petrol
endüstrisinde petrolün özgül
ağırlığı yerine A.P.I. Gravite derecesi kullanılır. Petrolün özgül
ağırlığı ile A.P.I. Gravite derecesi arasında ters
bir orantı vardır. Gravite büyüdükçe yoğunluk küçülmekte
ve petrolün kalitesi
yükselmektedir. Gravite küçüldükçe yoğunluk
artmakta ve petrolün
kalitesi düşmektedir. A.P.I.
Gravite derecesi ile Ö.A. arasında
aşağıdaki formülde görüldüğü
gibi bir ilişki
vardır.
141.
5
A.P.I. gravite derecesi = ----------------- -
131 .5
Ö.A.
/ 60
0F
Petrol
genel olarak sudan
hafiftir. Petrolü özgül
ağırlığına veya A.P.I.
Gravite derecesine göre
3 gruba ayırmak mümkündür.
1.
Hafif petrol …,özgül
ağırlığı < 0.85…….., A.P.I. gravite derecesi
> 30
2.
Orta petrol …..,özgül ağırlığı
0.85--0.9…..., A.P.I. gravite
derecesi 20--30
3.
Ağır petrol …,özgül ağırlığı
0.9-- 1.0……, A.P.I. gravite
derecesi 10--20
Petrol suda
erimez; benzin, alkol, eter, aseton
içerisinde erir. Petrol ile
su az miktarda karışabilirler. Bilhassa
petrol yataklarında petrol
ile suyun kontak
halinde bulunduğu yerlerde
su ile petrol belirli oranda
karışmış bir
emülsiyon halinde bulunurlar. Petrolün viskozite değeri
çok önemlidir. Çünkü bu
değer petrolün özellikle
boru hattı içerisinde
akıcılık derecesini gösterir.
Viskozite değeri yüksek
olan bir petrol
boru içerisinden zor
akar, viskozite değeri
düşük ise kolay
akar.
PETROLÜN KİMYASAL
ÖZELLİKLERİ:
Petrol esas itibariyle birçok hidrokarbonların karışımından meydana gelmiştir. Ayrıca az miktarda azot (N), kükürt (S) ile, eser halinde de olsa metalik elamanlar mevcuttur.
Ham Petrolün
Analizi
(C) karbon % 82.2
ile % 87.7
arasında
(H) Hidrojen % 11.7
ile % 14.7
arasında
(S) Kükürt % 0.1
ile % 5.5 arasında
(N) Azot
% 0.1 ile % 1.5
arasında
(O) Oksijen % 0.1
ile % 4.5
arasında
Organik Madde
% 0.1 ile % 1.2
arasında
PETROLÜN OLUŞUMU:
Petrol eski
deniz diplerine çöken
hayvan ve bitkilerin
üzerine tabii olaylarla
yer tabakalarının yığılması
ve meydana gelen
bu havasız ortamda
uygun, ısı, basınç altında
bakterilerinde yardımı ile teşekkül eder. Bundan milyonlarca yıl önce
mevcut kıtaların büyük
bir kısmı denizlerle
kaplıydı. Bugün denizlerde yaşayan
bitkilerin o zaman
yaşayan benzerleri, zaman zaman
öldükçe tabaka-tabaka denizin
çamurlu dibinde biriktiler
ve bakterilerin etkisi
ile çürümeye başladılar.
Bir yandan da
bunların üzeri tabaka
tabaka çamur, kum, alüvyonla örtüldü. İşte tortul kütleler
böylece meydana geldi.
Bu tabakaların altında
kalan hayvan ve
bitkiler zamanla yağ
damlacıkları ve gaz
kabarcıkları haline geldiler.
Yine milyonlarca yıl
sonra yer kabuğunun
hareket etmesi, kıvrılarak yükselmesi
ile deniz altındaki
karalar yükselip kıtaları
meydana getirdiler. İşte
bu hareketler esnasında,
basınç altında kalan
petrol, boşluklu ve
geçirgen (porous ve permeable)
ortamlara doğru göç
etti ve Rezervuar
dediğimiz bir yerde
birikti. Petrolün içinde oluştuğu
taşlara, petrolün anataşı adı
verilir. En iyi anataşlar
olarak; killi-kalkerli (marn) taşlarla, kalkerler (kireçtaşı) bilinmektedir. Petrol hiç
bir zaman yer
altında petrol havuzunda
birikmez, toplanmaz veya birilerinin dediği gibi yer
altında petrol denizi,
petrol okyanusu yoktur. Yer
altında rezervuar dediğimiz
kumtaşları veya kireçtaşları içerisinde bulunur. Aşağıdaki şekilde
normal bir petrol
rezervuarı görülmektedir.

Klasik bir petrol
rezervuarı
PETROLÜN
YERALTINDA BULUNUŞU VEYA
KAPANLANMASI (AKÜMÜLASYON)
Anataş içerisinde
meydana gelen petrol,
zamanla üstüne yığılan
yeni yeni tabakaların
basıncı ve arz
kabuğunda meydana gelen
çeşitli hareketlerin etkisi
altında, sıkışır ve daha bol
gözeneği (porozitesi)
bulunan taş ve
tabakalara doğru harekete
geçer. Pek çok
fizik ve kimya
olaylarının da rol
oynadığı bu harekete
<<göçetme>>
veya migrasyon denir. Petrolün migrasyonu, artık
daha ileri (yani
daha müsait) bir yer bulamayıp
ta toplandığı yere kadar devam
eder. Petrol için <<son durak>> yeri, petrolün,
içinden sondaj yapılarak
çıkarıldığı yerdir ve buraya
haznetaşı denir. Ekonomik değerde
petrol, ancak haznetaşından elde
edilir. O halde iyi
bir haznetaşı, çok petrol
alabilen bir hazne
demektir.
En iyi haznetaşı olarak kum, kumtaşı ve kalkerler bilinmektedir. Bu taşların içinde nispeten bol gözenekler vardır ve bütün bir taş hacminin bazen % 45 oranını teşkil ederler. Yani bu gibi ideal (porozitesi en fazla) taşlar içerisinde petrol toplanacak olursa, en fazla taş hacminin % 45 kadar petrol toplanır demektir. Halbuki gerçekte bu oran çok daha düşüktür. Örneğin; Günümüzde % 10-15 0ranında porozitesi bulunan kireçtaşları ve kumtaşları içinden petrol çıkarılmaktadır.
Porozitesi çok
olan her taş
veya kayaç her
zaman iyi bir
rezervuar taşı teşkil
etmez. Örneğin; sünger taşının
porozitesi bol olmasına
rağmen boşlular arasında
geçirgenlik (permabilite) olmadığı için
iyi bir rezervuar
taşı değildir. Kısacası iyi
bir rezervuar taşı
içerisinde bol gözenekleri olan ve bu
gözeneklerin birbirleri ile bağlantıları olan
taştır. Bir petrol rezervuarı
üç kısımdan oluşmuştur. (1) Rezervuar taşı, (2) Rezervuar boşlukları
veya porozitesi , (3)
Rezervuar kapanı veya
petrol strüktürü. Rezervuar taşı
ve rezervuar boşluklarından yukarıda detaylı olarak
bahsedildi. Şimdide petrol kapanı
veya petrol strüktüründen bahsedecegiz.
Denizel menşeli
sediman (tortul) tabakaları içinde
meydana gelmiş olan
petrolün, ekonomik bir değer
taşıyabilmesi için, haznetaşları içerisinde
toplanması ve hava
ile temas etmemesi
şarttır. Çünkü bu takdirde
petrol okside olur,
hafif kısımlar uçar, geriye asfalt kalır. Kalan bu
petrolün yeryüzüne çıkartılması imkansız olur ki petrolcü
dilinde buna ölü
petrol denir. İşte petrolü
toplu halde içinde
tutan ve aynı
zamanda koruyan özel
yapılara strüktür adı
verilir; bir nevi tabaka
şeklidir.
Petrolün içinde
toplandığı strüktür yapıları (petrol kapanları) iki yoldan meydana gelebilirler: Ya tektonik olaylar
neticesinde veyahut ta
stratigrafik (tabakalaşma) olayları sonunda.
Stratigrafik kapanların
oluşu, denizlerin karalara hücum
etmesi transgresyon veya
geri çekilmesi
regresyon olaylarıyla yakından ilgilidir.
Esas önemli
kapanlar, tektonik oluşlu
yapılardır. Bunları meydana
getiren tektonik olaylardır
ve arz kabuğunu kıvrımlı veya
kırıklı (fay, horst, graben)
hale sokarak, petrolün
toplanması için bol
gözenekli yapılar meydana
getirmiştir.
Pek çok çeşitleri
bulunan strüktür yapılarından en önemlileri şunlardır.
(A) Antiklinal kapanları
(B) Fay kapanları (C) Tuz
domları kapanları

Antiklinal kapanı (Strüktür)

Bir Fay Kapanından
Petrolün Çıkarılması

Tuz Domu
Kapanı
PETROLÜN ARANMASI:
Petrolün içinde
toplandığı kapanları (strüktürleri)
arayıp bulmak, sondaj mühendisine
kuyu açacak bir
yer tespit etmek,
petrol jeologlarına düşen
bir görevdir. Zaten petrol
jeolojisi demek, petrolün
içinde toplandığı kapanları
arayıp bulmak demektir. Petrol kapanları, birkaç
yüz metre yeryüzüne
yakın olabilecekleri gibi,
binlerce metre derinliklerde de olurlar. Petrol
kapanlarının yerüstünde, jeolojik
metotlarla tespiti, her zaman
mümkün olmaz. Jeofizik
biliminden yararlanmak gerekir ve
jeolog ile jeofizikçi
müştereken çalışırlar.
Jeofizik bilimi sayesinde
yeraltı tabakaları ve
bunların meydana getirdikleri kıvrımlar veya faylar
endirekt (dolaylı) olarak tespit
olunabilirler. Fakat hiçbir jeofizik
aleti veya metodu, yerin derinliklerindeki petrolü doğrudan
doğruya tespit edemez
ancak, petrolün içinde
bulunması ihtimali olan
kapanları tayin edebilir.
Fakat, petrol kapanı
bulmak demek, petrolü
bulmak demek değildir; petrolsüz kapanlar
da bulunur ve
bunlar çoğunlukta olur.
Jeofizik biliminin
tatbik olunan ve
son yıllarda çok
geliştirilmiş metotları arasında
bilhassa sismik, gravite ve
elektrik metotları
bulunmaktadır.
Aşağıdaki
şekilde sismik metotla
petrol aranması görülmektedir.

Sismik Arama
Tabakalar içinde
suni surette meydana
getirilen deprem dalgalarının özel aletlerle (jeofon)
tespiti ve kaydı
sayesinde mümkün olmaktadır. Suni deprem yapmak için
de belirli miktarda
dinamit patlatılmaktadır.
Sismik dalgaları bazen
şartlar müsait olursa,
5-6 bin metre
derinlikteki bir tabakanın,
petrol ihtiva etmesi
mümkün bir kalker
tabakasının, çok küçük
bir hata ile,
hangi derinlikte olduğunu
ve tabakanın kıvrımlı (antiklinal--senklinal) olup olmadığını
gösterebilir. Mesela petrol
araması yapılacak bir
yere komşu, kilometrelerce uzakta bir kumtaşı
veya kireçtaşı tabakası
varsa, ve bu da
petrol haznetaşı olabilecekse; bu taktirde arama
sahasında görülmeyen, fakat
derinlerde olması muhtemel
olan kumtaşı veya
kalker tabakasını jeofizik
metotlarla incelemek mümkündür. Petrol
olup olmadığı ise,
ancak yapılacak sondaj
çalışmaları neticesi ortaya
çıkacaktır.
Kısacası sahada
yapılan jeolojik ve
jeofizik çalışmaları neticesinde
toplanan bilgiler değerlendirilir, bu değerlendirmeler sonunda, rezervuar teşekkülüne uygun şartların
bulunduğu tespit edilen
yerlerde sondaj yapılmasına
karar verilir. Petrol
bulunduğu bilinmeyen bir
sahada yapılan ilk
sondaja arama sondajı
denir. Bunun dışında petrol
bulunmuş sahalarda; sahanın
boyutlarını tespit etmek
ve sahanın üretimini
artırmak için yapılan
sondajlara ise
üretim
sondajı denir.
Dünyada petrol
aramak için ilk
sondaj 1859 yılında Amerika`da yapılmış ve
23 metre takriben
2 yıla yakın bir zamanda
delinmiştir. Bu tarihten sonra
sondaj tekniği ve
sondaj makineleri süratle
gelişerek bugünkü seviyeye
ulaşmıştır. Bugün dünyada
düşey olarak delinmiş en derin
sondaj kuyusu( araştırma amaçlı)
Rusya`da olup derinliği yaklaşık olarak 9.000 metre
civarındadır. Türkiye`de ise en
derin sondaj kuyusu
Antalya civarında delinen
Demre-1 kuyusu olup
6111 metredir. Bugün Türkiye’de
petrol üretimi yapılan
kuyuların ortalama derinliği
1350 metre ile
2500 metre arasında
değişmektedir.
Hazırlayan
: Ali Rıza TANRIVERDİ